1. Taraflar arasındaki menfi tespit, kefaletnamenin iptali ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen menfi tespit isteminin hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, kefaletnamenin iptali ve manevi tazminat istemlerinin kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi
4. Davacı vekili; davalı şirket tarafından 10.02.2010 tarihli kefaletnameye dayanılarak müvekkili hakkında Alaşehir İcra Müdürlüğünün 2010/3400 Esas ve İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2012/11683 Esas sayılı dosyaları ile icra takipleri başlatıldığını, anılan kefaletnamedeki imzanın müvekkiline ait olmadığını ileri sürerek söz konusu icra takipleri yönünden müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tespitine, 10.02.2010 tarihli kefaletnamenin müvekkili yönünden iptali ile haksız haciz sebebiyle 10.000,00 TL manevi tazminata karar verilmesini talep etmiş; 23.09.2014 tarihli ıslah dilekçesiyle dava değerini her iki icra takibinde talep edilen toplam 658.344,55 TL bedele yükselterek, 1.000.000,00 TL bedelli kefaletnamenin de icra takiplerine konu edilen bu bedelle sınırlı olmak üzere iptali ile %40 oranında kötüniyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı cevabı
5. Davalı vekili; 10.02.2010 tarihli kefaletnamenin davacı tarafından bizzat düzenlenip imzalandığını ve bu belgeye dayanılarak başlatılan icra takiplerinin hukuka uygun olduğunu, davacının söz konusu kefaletnameye karşı yasal süresi içinde menfi tespit davası açmadığını, Alaşehir İcra Müdürlüğünün 2010/3400 Esas sayılı dosyasında davacı hakkında başlatılan icra takibinin Alaşehir İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2010/2 29... /303 Karar sayılı kararı ile davacının borçlu sıfatı bulunmadığı gerekçesiyle iptal edildiğini, bu nedenle anılan dosya yönünden davacının taraf sıfatının kalmadığını ve bu takip esas alınarak menfi tespit talebinde bulunulamayacağını belirterek davanın reddini savunmuş; dava değerinin %40'ından aşağı olmamak üzere müvekkili lehine kötüniyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi'nin Kararı
6. Alaşehir 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ( Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla ) 16.07.2013 tarihli ve 2012/353 Esas, 2013/244 Karar sayılı kararı ile; Mahkemenin yetkisizliğine, İstanbul Ticaret Mahkemelerinin yetkili olduğuna karar verilmiş; kararın Yargıtay ( Kapatılan ) 19. Hukuk Dairesinin 13.01.2014 tarihli ve 2013/18303 Esas, 2014/1057 Karar sayılı kararı ile onanması ve davacının süresinde talep etmesi üzerine dosya yetkili mahkemeye gönderilmiştir.
7. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 09.09.2021 tarihli ve 2014/1048 Esas, 2021/568 Karar sayılı kararı ile; Alaşehir İcra Müdürlüğünün 2010/3400 Esas sayılı dosyasında başlatılan takibin Alaşehir İcra Hukuk Mahkemesinde açılan dava sonucunda iptal edilerek kesinleştiği, İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2012/11683 Esas sayılı dosyasında ise borçlu tarafından yapılan itiraz üzerine icra takibinin durduğu gözetildiğinde, dava tarihi itibariyle her iki icra dosyası yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine ilişkin taleplerde hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle bu istemlerin usulden reddine; davacının dava ve ıslah dilekçeleri birlikte değerlendirilerek 10.02.2010 tarihli 1.000.000,00 TL bedelli “kefaletname” başlıklı belgenin Alaşehir İcra Müdürlüğünün 2010/3400 Esas sayılı dosyasına konu 233.547,01 TL ile İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2012/11683 Esas sayılı dosyasına konu 424.797,54 TL olmak üzere toplam 658.344,55 TL üzerinden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine ve bu miktarlarla sınırlı olmak üzere kefaletnamenin iptaline, yasal koşullar oluşmadığından tarafların 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun ( İİK ) 72. maddesine dayalı tazminat taleplerinin reddine, haksız ihtiyati haciz nedeniyle davacının manevi tazminat talebinin kabulüyle 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
9. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25.01.2023 tarihli ve 2021/8554 Esas, 2023/547 Karar sayılı kararı ile; “…1.Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, Mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve Alaşehir İcra Müdürlüğünün 2010/3400 E. sayılı takip dosyasına ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir.
2.Mahkemece, İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2012/11683E. sayılı icra takibi yönünden davacının takibe itiraz ettiği ve takibin durduğu, bu durumda davalı alacaklının duran takibin devamı için dava açması gerekeceğinden davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine dair taleplerinin dava tarihi itibarıyla hukuki yararı yokluğundan usulden reddine dair karar verilmiş ise de borçlunun itirazı ile ilamsız icra takibinin durması üzerine, 2004 Sayılı Kanun'un 67. maddesi uyarınca henüz alacaklı tarafından itirazın iptali davası açılmadan önce de borçlu davacı tarafından menfi tespit davası açmakta hukuki yararı bulunduğu hususu nazara alınıp değerlendirilmeden İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2012/11683 E. sayılı icra takibi yönünden yazılı gerekçeyle karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
3.Dava 2004 Sayılı Kanun'un 72. maddesine göre icra takipleri ve bu takiplerin dayanağı olan "Kefaletname" başlıklı belge bakımından borçlu bulunmadığının tespiti davasıdır. Uyuşmazlığa ilişkin olayları anlatma taraflara, hukuki tasvif ile davanın niteliğinin tespiti mahkemeye aittir. Her ne kadar davacı davasını tespit ve iptal olarak nitelendirmiş ise de dava ve ıslah dilekçesinin talep kısmında Alaşehir İcra Müdürlüğünün 2010/3400 E. sayılı, İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2012/11683 E. sayılı icra takipleri bakımından ve bu takiplerin dayanağı olan "Kefaletname" başlıklı belge bakımından borçlu bulunmadığının tespiti isteminde bulunmakta olup, kefaletname yönünden de menfi tespit istemine konu davada, talebe konu belgedeki miktar üzerinden 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 28. maddesi uyarınca nispi harç alınması gerekmektedir. Islah dilekçesi ile icra takip taleplerindeki toplam miktar olan 658.344,55 TL bakımından harç yatırılmış olup her iki takibin dayanağı olan ve ayrıca borçlu olmadığının tespiti istenen "Kefaletname" başlıklı belge değerlendirildiğinde anılan belgede belirlenen değer olan 1.000.000.00 TL üzerinden Mahkemece 492 Sayılı Kanun'un 30.... maddeleri uyarınca nispi harcın tamamlanması konusunda kesin mehil verilmesi ve yatırılmadığında ise bu madde hükümlerince işlem yapılması gerekirken eksik nispi karar harcı tamamlatılmadan yargılamaya devam olunması doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı
10. Mahkemenin 04.01.2024 tarihli ve 2023/625 Esas, 2024/2 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, borçlunun itirazı üzerine duran ve alacaklının elinde İİK'nın 68. maddesi kapsamında yazılı belge bulunmayan ilâmsız takipte, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ( HMK ) 1 06... . maddeleri uyarınca menfi tespit davası açılmasında güncel hukuki yarar bulunmadığı, bu nedenle İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2012/11683 Esas sayılı dosyası yönünden talebin hukuki yarar yokluğundan reddinin yerinde olduğu; davacı talebinin 1.000.000,00 TL bedelli kefaletnamenin tamamına değil, yalnızca icra dosyalarına konu edilen miktarlarla sınırlı olduğunun HMK'nın 31. maddesi kapsamında davacıya açıklattırıldığı ve taleple bağlılık ilkesi gereğince hükmün kurulduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi
11. Direnme kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda;
a- ) Davacının İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2012/11683 Esas sayılı dosyası yönünden menfi tespit davası açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı,
b- ) Davacının “kefaletname” başlıklı belge yönünden menfi tespit talebinin kefaletnamede belirtilen 1.000.000,00 TL üzerinden mi yoksa icra takip taleplerindeki toplam miktar olan 658.344,55 TL yönünden mi istenildiği, buradan varılacak sonuca göre dava harcının 658.344,55 TL üzerinden yatırılmış olduğu gözetildiğinde dava değeri 1.000.000,00 TL kabul edilmek suretiyle eksik harcın tamamlatılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A- ) Birinci uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;
13. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
14. Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin ( borçlunun ) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası, İİK'nın 72. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan madde; “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir.
İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir.
İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir” hükmünü içermektedir.
15. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir anlatımla hukuki yararın bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. Dayanılan hukuki ilişkinin gerçekten mevcut olmadığı icra takibine maruz kalmadan önce ileri sürülebileceği gibi icra takibinden sonra da ileri sürülebilir. Bu bağlamda borçlunun, alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunabilir. Bu tür bir yararın bulunması hâlinde borçlu, borçlu olmadığının tespiti için dava açabilir. Bunun dışında, icra takibi taraflar arasındaki maddi ilişkiyi tespit edecek nitelikte olmadığından, alacaklının takibe girişmesinden sonra, hatta takip kesinleştikten sonra da borçlunun, borçlu olmadığının tespitini mahkemeden istemesi mümkündür. Dolayısıyla borçlunun icra takibinden önce veya sonra menfi tespit davası açabilmesi için borçlu olmadığının tespitinde hukuki yararının bulunması şarttır.
16. Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması anlamına gelir. Davacının dava tarihi itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan ( korunan ) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. Hukuki yarar, HMK'nın 114/1-h maddesi gereğince dava şartlarından olup davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi ( mesmu olması, kabule şayan olması ) şartı da denilmektedir ( Emel Hanağası, Davada Menfaat, Ankara 2009, s. 19-21 ).
17. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 114. maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının ( h ) bendinde ise davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukuki yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukuki korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukuki yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalara yer verilmiştir.
18. Bir davada menfaat ( hukuki yarar ) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır. Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır ( H. Pekcanıtez, Medeni Usul Hukuku, C.II, İstanbul 2017, s. 946-949 ).
19. Menfi tespit davasının da bir türü olduğu tespit davaları, bir hakkın yahut hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalar olup konusunu hak ve hukuki ilişkiler oluşturur. Bu dava türü ile bir hukuksal ilişkinin yahut hakkın varlığı veya yokluğu saptanmaktadır. Bu davalarda davacının amacı ve dolayısıyla talep sonucu, bir hakkın yahut hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun veyahut içeriğinin belirlenmesi olup istemin kabule şayan olabilmesi için bu davanın konusunu oluşturan hakkın yahut hukuki ilişkinin var olup olmadığının mahkemece hemen tespit edilmesinde davacının hukuki yararının bulunması gerekir.
20. Eda davalarında, hak ihlal edilmedikçe hakkın hukuken himayesini istemek mümkün değildir. Ancak bu durum tespit davaları için yumuşatılmış, davacının hukuki durumunu belirginleştirmekteki menfaatiyle özdeşleştirilmiştir. Kişi, içinde bulunduğu hukuki durumdan kaygı, güvensizlik ve endişe duyduğunda tespit davası açabilmelidir. Tespit davasının işlevi karmaşık uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını engellemek, hakların yararlanılmasında istikrarı sağlamak olarak ifade edilebilir.
21. Bununla birlikte tespit davalarının kötüye kullanılmasının engellenmesi ve bu davaların kabule şayan olabilmesi için iddia edilen tehlikenin ciddi ve davacının hukuki durumuna zarar verecek nitelikte güncel olması da gereklidir. Tespit davası bakımından hukuki yararın bulunup bulunmadığı değerlendirilirken üç koşulun birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.
22. Bunlardan ilki; davacının bir hakkı veya hukuki durumu, güncel ( hâlihazır ) bir tehlike ile tehdit edilmiş olmalıdır. Söz konusu tehdidin genellikle davalıya ait beyanların yahut davranışların sonucu olduğu kabul edilmektedir. Aynı zamanda davacıya yönelen tehdidin barındırdığı tehlike güncel bir nitelik taşımalıdır.
23. İkinci koşul; bu tehdit nedeniyle davacının hukuki durumu tereddüt içinde olmalı ve bu husus davacıya zarar verebilecek nitelikte bulunmalıdır. Daha önce de ifade edildiği gibi tespit davasına hukuki ilişkilerde yaşanan kaygı, güvensizlik ve endişe durumlarında başvurulmalıdır. Belirtmek gerekir ki, davacının hukuki durumuna ilişkin her türlü tehdit değil ancak zarara yol açacağına kanaat getirilen bir tehdit sebebiyle tespit davası açılabilir.
24. Üçüncü koşul ise yalnız kesin hüküm etkisine sahip olup cebri icraya yetki vermeyen ( icraya konulamayan ) tespit hükmü, bu tehlikeyi ortadan kaldırmaya elverişli olmalıdır. Tespit davası neticesinde verilen hükümler, kesin hüküm niteliği taşımakla birlikte davacıya icra yetkisi vermez. Bu sebeple davacının hukuki belirsizliğini ortadan kaldırmak için tespit hükmünün en uygun ve en elverişli olduğu durumlarda, davacının tespit davası açmakta hukuki yararının bulunduğu sonucuna varılabilir. Buna göre tespit hükmü davacının içinde bulunduğu hukuki belirsizliği gidermek için bir fayda sağlamadığında ve istenen hukuki koruma için diğer dava türlerinden birinin açılması gerekli olduğunda hukuki yarar şartının yerine getirildiği söylenemez.
25. Belirtilen bu koşullar, tespit davasının özel bir türü olan menfi tespit davası için de geçerlidir. Buna göre bir kimsenin, gerçekte var olmayan bir borç nedeniyle hâlihazırda icra tehdidi altında olması veya icra takibine maruz kalması, hukuki durumunun bu sebeple zararına yol açacak düzeyde belirsizlik içinde olması hâlinin, böyle bir borcunun bulunmadığına dair bir hüküm ile ortadan kaldırılabileceği durumlarda menfi davası açmakta hukuki yararın mevcut olduğu kabul edilebilir. Başka bir anlatımla gerçekte var olmayan bir alacak nedeniyle güncel anlamda zarara neden olacak düzeyde bir belirsiz hukuki durum içerisinde bulunulmayan hâllerde menfi tespit davası açmakta hukuki yararın varlığından söz edilmez.
26. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalının davacı aleyhine 10.02.2010 tarihli “kefaletname” başlıklı belgeye dayanarak İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2012/11683 Esas sayılı dosyasıyla ilâmsız takip başlattığı, davacı-borçlunun itirazı üzerine takibin 23.07.2012 tarihinde durduğu, akabinde davacının 14.11.2012 tarihinde eldeki menfi tespit davasını açtığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar davalı-alacaklı bu itirazı bertaraf ettirmek için harekete geçerek itirazın iptali veya kaldırılmasını talep edebilir, bunun üzerine borçlu da bu konudaki savunmalarını genel mahkemede veya icra mahkemesinde ileri sürebilir ise de davacı-borçlunun da alacaklının harekete geçmesini beklemeden borçlu olmadığının tespitinde korunmaya değer bir yararı bulunması hâlinde, bunun tespiti için dava açabilmesi gerekmektedir. Eldeki davada icra takibi kefaletnameye dayandırıldığından davacının borçlu olmadığının tespiti davası açmasında hukuki yararının bulunduğu kabul edilmelidir.
27. Hâl böyle olunca, birinci uyuşmazlık yönünden Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırı olup direnme kararı bozulmalıdır.
B- ) İkinci uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede;
28. 492 Sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinin 1. fıkrası “Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı ( 1 ) sayılı tarifede yazılı olanları, yargı harçlarına tabidir” şeklindedir.
29. Aynı Kanun'un 15. maddesine göre yargı harçları ( 1 ) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınır.
30. Yargı harçlarının konusunu oluşturan harçlardan ilki mahkemelerde ödenecek harçlar olup bunlar başvurma harcı, celse harcı ile karar ve ilâm harcıdır. Gereksiz davaların açılmasının ve diğer tarafın haksız yere ızrar edilmesinin önlenmesi için ihdas edilen karar ve ilâm harcı, yargılama giderlerinin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır.
31. Karar ve ilâm harcı, maktu ve nispi olmak üzere iki çeşittir. Bu anlamda davanın maktu veya nispi harca tâbi olup olmaması, kural olarak dava konusunun para ile değerlendirilebilir olup olmamasına göre değişmektedir. Nispi harç, konusu belli bir değerle ( para veya para ile değerlendirilebilen bir şey ) ilgili davalarda, hüküm altına alınan değer üzerinden tarifedeki belli nispete göre alınan harçtır. Maktu harç ise, konusu belli bir değerle tespit edilemeyen davalarda ve davanın reddine ilişkin kararlardan alınan harçtır.
32. Harçlar Kanunu'nun 16. maddesinde “Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde ( 1 ) sayılı tarifede yazılı değerler esastır...” hükmü öngörülmüştür.
33. Anılan Kanun'un “Nispi harçlarda ödeme zamanı” başlıklı 28. maddesini 1. fıkrasında “ ( 1 ) sayılı tarifede yazılı nispi harçlar aşağıdaki zamanlarda ödenir” denildikten sonra 23.07.2010 tarihli ve 6009 Sayılı Kanun'un 18. maddesiyle değişik ( a ) bendinde “Karar ve ilam harcı” alt başlığı ile “Karar ve ilam harçlarının dörtte biri peşin, geri kalanı kararın tebliğinden itibaren bir ay içinde ödenir. Şu kadar ki, ölüm ve cismani zarar sebebiyle açılan maddi ve manevi tazminat davalarında peşin alınan harcın oranı yirmide bir olarak uygulanır. Bakiye karar ve ilam harcının ödenmemiş olması, hükmün tebliğe çıkarılmasına, takibe konulmasına ve kanun yollarına başvurulmasına engel teşkil etmez” düzenlemesine yer verilmiştir.
34. Dava açılırken peşin olarak ödenmesi gereken harcın eksik ödenmesi hâlinde ne şekilde tamamlatılacağı 492 Sayılı Kanun'un 30. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre, yargılama sırasında tespit olunan dava değerinin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için yargılamaya devam olunacağı, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilâm harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunamayacağı açıktır.
35. Kanun'un “Harcı ödenmeyen işlemler” başlığını taşıyan 32. maddesinde ise, “Yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Ancak ilgilisi tarafından ödenmeyen harçları diğer taraf öderse işleme devam olunmakla beraber bu para muhakeme neticesinde ayrıca bir isteğe hacet kalmaksızın hükümde nazara alınır” öngörülmektedir.
36. Anlaşılacağı üzere 492 Sayılı Kanun'da harç alınması veya tamamlanması yanların isteklerine bırakılmamış; değinilen yönün mahkemece kendiliğinden ( resen ) gözetilmesi hükme bağlanmış ve yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemlerin yapılamayacağı vurgulanmıştır.
37. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava ve ıslah dilekçesinin talep kısmında Alaşehir İcra Müdürlüğünün 2010/3400 Esas ve İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2012/11683 Esas sayılı icra dosyalarında takiplerin dayanağı olan "Kefaletname" başlıklı 10.02.2010 tarihli belge bakımından müvekkilinin borçlu olmadığının tespitini talep etmiştir. Anılan icra takipleri ve dayanak belge incelendiğinde; Alaşehir İcra Müdürlüğünün 2010/3400 Esas sayılı dosyasında 233.547,01 TL, İstanbul 6. İcra Müdürlüğünün 2012/11683 Esas sayılı dosyasında ise 424.797,54 TL yönünden icra takibi başlatıldığı, "Kefaletname" başlıklı belgede kefalet konusu meblağın 1.000.000,00 TL gösterildiği anlaşılmaktadır.
38. Her ne kadar davacı vekili 05.05.2021 tarihli dilekçesi ve 08.07.2021 tarihli duruşmada kefaletnamenin icra takiplerine konu edilen toplam bedeli üzerinden iptalini istediklerini, bu sebeple eksik harç ödenmeyeceğini beyan etmiş ve buna göre eksik harç tamamlanmadan yargılamaya devam edilmiş ise de 10.02.2010 tarihli sözleşme ( kefaletname ) bir bütün olup sözleşmenin iptali istenirken kısmi iptal mümkün olmadığından, sözleşmenin ( kefaletnamenin ) tümü yönünden iptaline karar verilmelidir. Bu nedenle kefaletnamedeki miktar üzerinden 492 Sayılı Kanun'un 28. maddesi uyarınca nispi harç alınması gerekir.
39. Bu durumda Mahkemece, kefaletnamede belirlenen değer olan 1.000.000,00 TL üzerinden 492 Sayılı Kanun'un 30... . maddeleri uyarınca eksik yatırıldığı tespit edilen nispi peşin harcın tamamlanmasına ilişkin davacı tarafa usulüne uygun ihtarat içerir şekilde kesin süre verilmesi, verilen sürede harç tamamlanırsa yargılamaya devam edilerek işin esasına girilmesi, tamamlanmazsa HMK'nın 150/1. maddesi gereğince dosyanın işlemden kaldırılması, süresi içerisinde harç tamamlanarak dosya yenilenmez ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekir.
40. Hâl böyle olunca açıklanan yasal düzenlemeler ve ortaya konulan ilkeler göz ardı edilerek eksik harç tamamlatılmadan yargılamaya devamla hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırıdır.
41. Bu nedenle direnme kararının bozulması gerekmiştir.
SONUÇ : Açıklanan sebeplerle;
Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanun'un 30. maddesiyle HMK'ya eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,
Aynı Kanun'un Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28.01.2026 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.



