İstihkak Davalarında Geçerli Bir Haczin Bulunması Dava Şartıdır


Yargıtay 8. Hukuk Dairesi
2016/21519
2020/957
2020-02-05





Davacı üçüncü kişi vekili, 22/07/2014 tarihinde haczedilen menkullerin vekil edenine ait olduğunu belirterek istihkak iddialarının kabulüne karar verilmesini istemiştir.

Davalı alacaklı vekili davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemece, dosya kapsamındaki bilirkişi raporuna göre ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.

İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gerekir.

6102 Sayılı TTK'nin 545. maddesine göre, "Tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden silinmesi tasfiye memurları tarafından sicil müdürlüğünden istenir. İstem üzerine silinme tescil ve ilan edilir." Aynı Kanun'un 547. maddesinde ise; tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri hükme bağlanmıştır.

Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarına göre; 07.07.2014 tarihinde davalı borçlu şirketin kaydının resen kapatıldığı, dava konusu haczin ise 22.07.2014 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Ticaret sicilinden terkin edilen borçlu şirket hakkında takip işlemlerine devam edilebilmesi tasfiye memuru ile ticaret sicile yöneltilecek dava sonucunda tüzel kişiliğin yeniden ihyası ile mümkündür. Bu kapsamda borçlu şirket ihya edilmeden yapılan takip işlemleri hukuken geçersiz ve yok hükmünde olup, Mahkemece dava tarihinde geçerli bir haciz bulunmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esastan ret kararı verilmesi doğru olmamıştır.

Davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğinden davalı yararına da Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7/2. maddesi gereğince maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken nispi vekalet ücreti takdir edilmesi de isabetsizdir.

Ne var ki yapılan bu yanlışlıkların giderilmesi, yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte görülmediğinden, 6100 sayılı HMK’nin ek geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.

SONUÇ: Yukarıda gösterilen sebeplerle hüküm fıkrasının 5. bendindeki “... 2.562,00 TL vekalet ücretinin ...” ibaresinin çıkarılarak yerine "... 600,00 TL maktu vekalet ücretinin ...” ibaresinin yazılmasına, hükmün düzeltilen bu şekli ile, gerekçesinin ise yukarıda gösterilen sebeple düzeltilen şekli ile ONANMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 05.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.